BEŞİR İSLAMOĞLU

AKIL İLE NAKİL TAARRUZ EDERSE…

Akıl; idrakin, fıkhın ve bilmenin merkezi olduğundan, Kur’an, “ey akıl sahipleri” diyerek, bütünüyle akla hitap etmektedir. Akıl olmadan vahyi hitabın/sözün anlaşılması mümkün değildir.

Allah’ın maksadını (dini) ister rivayet merkezli olarak anlamaya çalışın, ister dirayet merkezli, sonuçta aklı kullanmaktan başka çareniz yoktur. Tarihte, aklı merkeze alanlara muhalefet edenler, akıl yürütme ve tevil konusunda muhaliflerinden geri kalmamışlardır.

Yaşadığımız bu çağda hayatı ve dini doğru anlamak için, Arapça öğrenmekten önce, akıl gücünü kullanmalıyız. Yani önce iyi bir muhakeme kudretine ve fıkhetme kabiliyetine sahip olmalıyız. Kadim toplumların bilgi ve anlayışlarını bütünüyle dışlamadan, çağımızın Ebu Hanifelerini, İbni Rüştlerini çıkarmak zorundayız.

Bu girizgahtan sonra, Akıl ile nakil (vahiy, hadis vs.) çatışmasına gelelim.  Dinin temel esaslarını akıl merkezli çözmek üzere ortaya çıkan Kelam ilminin temel ilkesi şudur: “Akıl ile nakil taarruz ederse (çelişirse), akıl evvel, nakil müevveldir.” Yani, önce akıl gelir, sonra da nakil. Bir diğer ifadeyle, “akıl asıl itibar, nakil tevil olunur.” Görüldüğü gibi, din bağlamında çelişki görüldüğünde, akıl hakem olacak ve sorunları/çelişkileri çözecektir.

Başta şunu belirtelim ki akıl ile vahiy arasında çelişki kabul etmek, haşa Allah’a bilgisizlik ve acizlik nispet etmektir ki Allah, her türlü noksanlıktan münezzehtir. “Kur’an, başkaları tarafından indirilmiş olsaydı, pek çok çelişki barındırırdı.” (4/82)

Evet, dini bilginin temel kaynağı vahiydir. Vahyin muhatabı insan aklıdır. Vahiy ile aklın kaynağı aynı merkez olduğu için, aralarında bir çatışma/çelişki olmaz, olmamalıdır. Eğer varsa/oluyorsa, insanın sahip olduğu bilgi birikimi ve algısından kaynaklanmaktadır; zira her çağın kendine has aklı, dili/kavramları ve bilgisi vardır.

Elbette, bütün insanların akılları ve duyuları eşit değildir. Akıl, akıldan üstündür. Akıldan maksat, vahiyle aydınlanmış, tecrübe ve bilimle donatılmış salim akıldır. Salim akıl, sahih nakille çelişmez. Dolayısıyla salim akla aykırı düşen nakli delil, ya sahih değildir; ya da sahih olduğu halde tevile/yoruma ihtiyacı vardır.

Kur’an’da pek çok ayet müteşabihtir. Müteşabih ayetler literal/lafzi yapısıyla anlaşılmaz; ancak benzetmelerle, tevil edilmekle anlaşılır. Mesela, Cenneti kimse görmedi. Nasıl anlaşılacak? Bu dünyadaki nimetler üzerinden (benzetmelerle) ancak anlaşılabilir.

Allah, kendisini bir hükümdara benzeterek insanlara tanıtmıştır. Allah’ın tahtı ve köşkü, yardımcıları (melekleri), meclisi (mele-i ala), askerleri, hizmetlileri vs. varmış gibi tanıtılmaktadır. Oysa bütün bunlar, mecazi ve temsili ifadelerdir.

Mesela; “Allah, arşa istiva etti” ifadesi, mecazi bir ifadedir. Bu ifade ile anlatılmak istenen husus, Allah’ın kainattaki gücü ve tasarrufudur. Bir padişahın, köşküne geçip, ülkeyi yönetmesi gibi. Geçmiş asırlardaki toplumlar, ancak bu benzetmelerle anlayabilirdi.

Yine; “Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir” ayeti tevile muhtaçtır; zira Allah, el sahibi olmaktan münezzehtir. Buradaki “el”den maksat kudreti olduğu açıktır. Selef gibi davranarak, “ne murat edildiğini bilemeyiz” diyerek ayetleri rafa kaldıramayız. İnen her bir ayeti anlamakla mükellefiz.

Hülasa; Kur’an’ın, “niçin akletmiyorsunuz” uyarısını dikkate alarak dinde çelişki gibi görünen kısımları akıl ışığında çözmekle mükellefiz. Dini doğru anlamının asıl aracı akıldır, aklı kullanmaktır. Kitap ile elçi,  akla yol gösteren, aklın yolunu aydınlatan kandildir ve akla yardımcı olan referanslardır.

O halde, akıl ile nakil arasında çelişki görüldüğünde, ya o rivayetler uydurmadır; ya da müteşabihtir, tevile ihtiyacı vardır. O durumda, salim akıl tarafından nakiller/rivayetler ele alınarak değerlendirilmeli ve o çelişkiler giderilmelidir.

Selam ve sağlık dileklerimle…

AKIL İLE NAKİL TAARRUZ EDERSE…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin