BEŞİR İSLAMOĞLU

FATİHA BİR SÖZLEŞME MİDİR, YOKSA ÖLÜNÜN SİGORTASI MIDIR?

Önce, Kur’an’ı açan bu surede Rabbimiz ne buyuruyor, ona bakalım.
Rahmeti bol ve kesintisiz olan Allah’ın adıyla (başlarım).
Hamd (şükür, övgü, tazim); Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim, hesap gününün sahibi olan Allah hakkıdır.
(Ey Rabbimiz), sadece sana kulluk eder ve sadece senden yardım isteriz.
Bizi “müstakim” olan doğru yola; kendilerine nimet verdiğin mesutların yoluna ilet; gazaba uğrayan ve delalete düşmüş olanların değil.

Fatiha suresi kısaca üç bölümden oluşur. Birinci bölüm; Allah’ı tanımak. Bu bölümde Allah, adeta şunları söylemektedir: Ey insanlar, ey akıl sahipleri! Alemlerin Rabbi, kemal ve kudret sahibiyim. Rahmetim sonsuzdur. Ben Malikim; dinin sahibiyim, hesaplarını ben görürüm. Dolayısıyla saygı duymayı gerektiren sebeplerin hepsine ben sahibim.

İkinci bölümü, sözleşme bölümüdür ki akıl sahibi mümin, bireysel olarak Allah ile bir ahitleşmede bulunmaktadır. Der ki “İyyake ne’budu ve iyyake nestein”  Allahım! Sana söz veriyorum; senden başka asla kimseye kulluk etmeyeceğim (sisteminin dışına çıkmayacağım gibi, sadece senden yardım isterim.

Surenin son bölümünde ise, aklını kullanan bilinçli müminler adeta şöyle demektedirler: “Ey alemlerin Rabbi olan Allahım! Biz seninle ahitleştik; ahdimizi yerine getireceğiz. Ama senden şunu istiyoruz: “Bizi doğru yola ilet. O kendilerine nimet verdiğin mesutların yoluna; o gazaba uğrayanların ve delalete düşenlerin yoluna değil.”

Evet, Fatiha suresine inanarak okuyanlar, sadece Allah’a olan bağlılıklarını sosyal ve hukuki bir mukaveleye dönüştürüyorlar. Artık hayatları boyunca, ölüm gelinceye kadar Allah dışında hiçbir ilaha yönelmezler, yönelmemeleri gerekir; fakat görülen odur ki her gün onlarca kez bu sözleşmesini okuyup duranların pek çoğu, sözleşmeye sadık kalmamaktadırlar. Bu sözleşmeyi sadece ağızlarıyla söylemektedirler. Çoğunun hayatlarında, bu sözleşmeye bağlı yaşadıklarını görmek oldukça zordur. Sırdan bir insana karşı yapılan sözleşmeyi bozanlar toplumda aşağılanıyorlarsa, yüce yaratıcıya karşı sözünü tutmayanların hali nice olur acaba!

Peki düşünelim şimdi! Allah ile yaptığımız sözleşmeye uygun hareket etmediğimiz zaman, yaptığımız bu duanın bir geçerliliği ve bir anlamı kalır mı? Şimdi dualarımızın niçin kabul edilmediğini anladık mı?

Evet, Fatiha suresinde her gün tekrarlayıp durduğumuz sözleşmeye sadakat göstermemiz istenirken, bizler bu surenin anlam ve maksadını adeta unutarak “ölü” suresi yaptık. Canlılara, akıl sahiplerine seslenen sure, “ölü, mezar ve taziye” suresi oldu.

Fatihadaki taahhüt sadece sözde kaldı. Halbuki bu taahhüt, biz yaşayanlar üzerinde ağır bir yüktü. Bu ağır yükü zamanla görmezlikten geldik, bu yükü üzerimizden atarak ölülerin üzerine bıraktık. Adeta dedik ki “ey ölüler! Biz “iyyake na’budu ve iyyake nestain” olan sözleşmemize sadakat gösteremedik; bari siz gösterin.

Böyle değilse, Allah aşkına Fatiha suresinde ölülerle ilgili ne var! Yoksa, “Resulullah as Fatihayı ölülere okuduğu için biz de okuyoruz” diyerek, yeni hadisler mi uyduruyorsunuz.

Gelin Kur’an’ı açan bu yüce sureyi ölü süresi ve dolgu malzemesi yapmaktan kurtaralım. Allah ile aramızda bir taahhütname olarak kabul edelim. Bizlere büyük bir sorumluluk yüklediğini fark edelim. Allah ile ahdimizi hatırlayarak sorumluluklarımızı yerine getirelim.

Hülasa; Fatiha, Kur’an’ı açan bir kapıdır. Bu kapıdan içeri giren mümin, Kur’anı anlayarak okumalı, Allah ile ahdini ve beraberliğini sürdürmeye çalışmalıdır. Başta Fatiha suresi olmak üzere, bütün ayetleri kendine inmiş gibi kabul ederek hayatını Kur’an’a göre tanzim etmelidir. Aksi takdirde Kur’an’ın nurundan yararlanmak mümkün olmayacaktır.

Selam ve sağlık dileklerimle…

FATİHA BİR SÖZLEŞME MİDİR, YOKSA ÖLÜNÜN SİGORTASI MIDIR?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin