BEŞİR İSLAMOĞLU

HAYVANLAR İHTİYAÇ ÜZERİNE KESİLİR; GELENEĞE KURBAN EDİLEMEZ

Allah’ın sisteminde maksatsız hiç bir şey yoktur. Kainatın yaratılışında hiçbir varlık kadersiz (ölçüsüz ve düzensiz) yaratılmadığı gibi, gayesiz ve maksatsız da yaratılmamıştır. Maksat dışı hiçbir şey yoktur. En büyük gezegenden, en küçük zerresine kadar yaratılan her bir varlığın –biz kavrasak da kavramasak da- mutlaka bir maksadı ve amacı vardır.

Allah’ın muhatap aldığı ve mükellef kıldığı varlık insandır. İnsanı, akıllı ve iradeli bir varlık olarak ve bir maksat için yarattı ve her şeyi emrine verdi. Allah’ın nimetlerinden yararlanan insanın, O’nu tanıması ve O’na ibadet etmesi (O’nu dinleyip uyması), varlığının sebebidir.

Evet, bütün varlıklar bir amaç için yaratıldığı gibi, bütün ibadet ve işlerimizin de bir maksadı vardır. Mesela namaz salatının maksadı, Allah’ı tazim etmek, acizliğimizi itiraf ederek O’ndan yardım istemektir.

İnfak (sadaka/zekat) vermekten maksat, yoksulları ve diğer ihtiyaç sahiplerini gözetip korumak, sosyal dengeyi sağlamak ve İnsanlar arasındaki ekonomik uçurumu engellemektir.

Oruç tutmaktan maksat, kendini her türlü gayr-ı meşru işlere karşı tutma alışkanlığı kazanmaktır. Zorluk ve sıkıntıları, sabır ve tahammülü bizzat yaşayarak takvaya ulaşmaktır.

Hac ibadetinin maksadı, şiar/şuur sahibi olmak, bilinçlenmektir. Müslümanların kardeşliğini pekiştirmek ve birlikteliğini sağlamaktır. Kardeşlik bilinci fiilen gerçekleşmedikçe, bazı semboller etrafında dolaşmanın bir yararı olmayacaktır. Sadece turistik bir seyahat olacaktır.

Cihadın maksadı, özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmak ve insanlar arasındaki sulhu/barışı sağlamaktır.

İlim sahibi olmanın maksadı, insanları her türlü cehaletten, bilgisizlikten kurtarıp, medeni/ahlaklı bir toplum haline getirmektir.

Peki, Kurban sunmaktan maksat nedir?

Önce Kurban kavramının Kur’an’da hangi anlamda kullanıldığına bakalım.

Kur’an’da üç ayette geçen kurban kavramı, (Maide 27, Ahkaf 28, Al-i İmran 183) “Allah’a yakın olmak ve O’nun sevgisine mazhar olmak” anlamında kullanılmıştır. Yani Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için maddi-manevi infak ve yardımlarda bulunmaktır.

Kur’an’da kurban, “bir hayvan kesmek” şeklinde ifade edilmez; ancak dolaylı olarak hayvanın etini, sütünü, derisini, yününü ihtiyaç sahiplerine vermek, Allah’ın sevgisine vesile olduğu için “kurban” sadakası olarak kabul edilir. Onun için kurbanın geniş anlamını daraltarak sadece “bir hayvan kesmek” şeklinde anlayıp uygulamak yanlıştır.

Muhammed Nebi’nin bu husustaki uygulamasına baktığımızda onun, çağının en temel gıdası olan hayvan etlerinden ihtiyaç duyduğunda yararlandığını görürüz. Evet, onun yaşadığı dönemde, temel gıda maddelerinin başında et gelmekteydi; ancak bugünkü gibi bırakın her sokakta bir kasabın olmasını, bütün şehirde bile bir kasap bulunmazdı. Ayrıca dinar ve dirhem olarak kullanılan altın ve gümüş para da pek yaygın değildi. Ticaret takas yoluyla yapılmaktaydı. Dolayısıyla o günkü konjonktürde hayvan kesmek ve insanları –sıcağı sıcağına- etinden yararlandırmak önemli bir vecibe idi.

İnsanlara en güzel örnek olan Muhammed Nebi, hayvanları gelenek adına kurban (!) etmez, ihtiyaç üzerine kestirirdi. Hac vazifesini yerine getirmek için Medine’den Kalkıp Mekke’ye yaklaşık iki haftalık bir yolculuğa çıkarken beraberinde -gıda ihtiyacını karşılamak için- hayvanlar alırlardı. Kimseye muhtaç olmadan kendi iaşelerini sağlamaya çalışırlardı. Başka türlü binlerce insanı nasıl doyurabilirlerdi ki!

Demek ki Nebimiz, -bayram olsun olmasın- ihtiyaç halinde hayvanları kestirerek etinden muhtaçları yararlandırırdı; lakin asla gereksiz yere hayvan kestirmezdi.

Çağımızda imkanlar ve ihtiyaçlar tamamen değişmiştir. İster mukim olanlar, ister yolcular olsun, istediklerinde her türlü gıda ve imkana ulaşabilirler. Dolayısıyla “kurban” adıyla da olsa, ihtiyaç olmayan yer ve durumlarda hayvan kesmek maksada uygun bir davranış değildir. Elbette Allah, hayvanları insanların istifadesine sunmuştur. İnsanlar hayvanların etlerinden, sütlerinden, yünlerinden, derilerinden ve binek olarak yararlanmalıdırlar; ancak “gelenek ve adet” adına kan dökemezler.

Evet, bütün nimetler ihtiyaca binaen tüketilmelidir. Bayram ve tatillerde de olsa ihtiyaç dışı tüketmek israftır ve israf da haramadır. “Gelenek ve adet böyledir” diye milyonlarca hayvan kesilerek israf edilemez. Hiçbir nimet geleneğe kurban(!) (heba) edilemez.

Mesela, bayramlarda “ağaçları kurban etmek” şeklinde bir gelenek olsaydı, her bayramda ağaçları kesmek mi lazımdı? Dolayısıyla, hayvanlar da böyledir; onların etlerinden yararlanmak istiyorsak, “adet” olduğu için değil, “gerekli” olup olmadığına bakmamız şarttır.

Bu hususta Kur’an’ın temel ilkesi mealen şöyledir: “Sorumluluğunuzu yerine getirmeden, (ihtiyaçları dikkate almadan) hayvanları kesmeniz maksada uygun değildir. Bilesiniz ki o hayvanların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz (bir anlam ifade etmez).” (22/37)

Demek ki amaçsız, anlamsız, sırf adetlere ve geleneklere dayalı bir eylem, kurban/ibadet olamaz. Yaptığımız işlerden Allah katında bir karşılık bekliyorsak, mutlaka “niçin ve kim için” yaptığımızı bilerek yapmamız gerekir. Aksi takdirde işlerimizin Allah katında karşılık bulmayacağını ve kurban olmayacağını (bizi Allah’a yaklaştırmayacağını) adımız gibi bilmemiz gerekir.

Bütün işlerini Kur’an ışığında, Resulullah’ın örnekliğinde ve bir gayeye matuf yapanlara ne mutlu…

Selam ve sağlık dileklerimle…

 

HAYVANLAR İHTİYAÇ ÜZERİNE KESİLİR; GELENEĞE KURBAN EDİLEMEZ

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin