HABİB KARAÇORLU

BOZULAN DENGELER, KARARAN GELECEKLER

Binlerce yıldan beri yeryüzünde kabileler, aşiretler, kavimler ve milletler halinde yaşayan insan toplulukları aralarında huzur, güven ve adaletin tesisi için ya içlerinden seçilerek gönderilen peygamberlerin getirdiği ilahi öğreti ve kanunlara teslim olarak saadet içinde yaşamışlar, ya da kendilerinin belirlediği beşeri kurallarla cehalet ve zulmet içerisinde kötü akıbetlere düçar olmuşlardır. İnsanlığın yeryüzündeki varlığının geçmişinin ne kadar geriye gittiği konusunda henüz tam bir tesbit yapılamamıştır. Bilim adamlarının tarihe ışık tutan araştırma ve incelemeleri sürdükçe elde edilen yeni bulgularla insanlığın geçmişindeki sır perdeleri kalkmakta ve böylece bilim,  yaratılış gerçeğini de doğrulamaktadır.Arkeoloji, antropoloji, genetik, dilbilim, epigrafi, filoloji, paleografi ve diğer disiplinler ile yazının icadından bu yana, kayıtlı tarih, ikincil kaynaklar ve araştırmalar insanlık tarihini 300 bin yıl kadar geriye götürmektedir.

İnsanlığın yeryüzündeki geçmişi ile ilgili İlahi kaynaklar; muharref Tevrat ve İncil’de kesin net bilgiler olmamakla beraber son ilahi kitap Kur’an-ı Kerim ilk insanlar Hazreti Âdem ve Havva’nın yaratılışını ve sonrasında insanların çeşitli kavim ve kabilelere ayrıldığını anlatmaktadır. Hucurat Suresi 13.Ayette Yüce Rabbimiz: “Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve ‘birbirinizi tanımanız ve tanışmanız’ için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk, renk, soy ve servetçe değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.” Diye mealen buyurmaktadır. Başlangıçta bir anne ve babadan çoğalan insanlığın sonradan Yüce Yaradan tarafından diğer canlılardaki çeşitlilik ve bu çeşitliliğe bağlı güzelliklerin onlarda da olması için farklı renklere ve ırklara ayırması O’nun yaratılıcılığındaki ilminin, sanatının, eşsizlik ve benzersizliğinin kudret ve sonsuzluğunu göstermektedir.

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Hâkim’de bizden önceki kavimlerden söz edilmekte ve onların akıbetleri hakkında bilgiler verilmektedir. Genelde Ortadoğu bölgesinde yaşamış peygamberler ve onların kavimleri hakkında verilen bilgilerden çıkarılacak sonuçlar ve alınacak birçok dersler vardır. Geçmişte olduğu gibi bugünde insanlığın en önemli merkezi Anadolu, Mezopotamya, İran, Arap yarımadası ve Kuzey Afrika’yı içine alan Batılıların Ortadoğu olarak ifade ettiği bölgedir. Mısır, Sümer, Asur, Babil, Hitit, Pers, Yunan ve Roma gibi kadim medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan bu bölge günümüzde de aynı önem ve değerini sürdürmektedir. Tarihte üzerinde yüzlerce büyük savaşın gerçekleştiği bu bölgede, asırlardan beri savaşlar hiç kesilmeden devam edegelmiştir.

20.yüz yılın başında bölgenin tek lideri Osmanlı Devletinin yönetimi altındaki bu coğrafyada otoritesinin zayıflaması ve akabinde I.Dünya savaşının  kaybedilmesiyle tamamen İngilizlerin kontrolüne geçen Mısır, Filistin, Suriye, Lübnan, Ürdün, Irak, Hicaz, Yemen, İran ve  Körfez ülkeleri II.Dünya savaşı sonrasında ABD ve SSCB’nin hegomanyası altına girdiler. Bölgede bir asırdan beri devam eden savaşlar, bir bakıma vekâlet savaşları olarak yürütüldü ve iki büyük emperyalist gücün kapışmasına sahne oldu. Bölgede “çıbanbaşı” olarak ifade edilen anayasasız, sınırsız, terör şebekesi İsrail, devlet olarak varlığını ilan ettiği günden beri asla bölgenin huzurlu bir günü olmadı. Siyonizm emelini gerçekleştirmek için bölgede büyük bir İsrail devleti kurmanın peşinde olan “çıban başı”, Türkiye, Mısır ve İran başta olmak üzere bölgedeki tüm ülkelerin içlerini karıştırmak, fitne ve fesat tohumları ekmek, nifak çıkartmak ve Müslüman toplumları parçalamak için her türlü ırkçılık, mezhepçilik, fırkacılık, bölücülük ve ayrımcılığı körüklemeye devam ediyor.  Siyonizm’in emrindeki emperyalist güçler ve işbirlikçileri bu amaçla her gün yeni bir plan ve projeyi devreye koymaktadırlar.

Son elli yıl içerisinde büyük hadiselere sahne olan Ortadoğu bölgesinde gelişen tüm olayların perde arkasında Siyonizm ve onun maşalarının parmağı vardır. Lübnan iç savaşı, Suudi Arabistan’da Kral Faysal cinayeti, Irak-İran savaşı, Türkiye’de bölücü terör örgütünün eylemleri, Irak’ın Kuveyt’i işgali ve I.Körfez savaşı, İkiz kulelerin vurulması ve Afganistan ve Irak’ın işgali, Arap baharı sonrasında Mısır ve Tunus’ta siyasi kaosun doğması, Libya, Suriye ve Yemen’de iç savaşın çıkması. İç savaşlara Türkiye, Suudi Arabistan, BAE’nin müdahil olması…. Daha irili ufaklı yüzlerce hadisenin hep bir hedefi vardı, o da: İsrail’in güvenliği ve genişlemesi.

Yukarıda izaha çalıştığımız tüm ana meselelerin ışığında konuyu ülkemize getirerek şu sonuçlara varmak mümkündür: Türkiye, BOP yani Büyük İsrail Projesi (BİP)’nin sınırları içerisinde yer almaktadır. Bu proje içerisinde elde edilmesi en zor olan ülkedir. Bu nedenle çok uzun vadeli ve çok karmaşık planlarla ancak Siyonistler bu ülke üzerindeki emellerini gerçekleştirebilirler. Lozan’ın gizli gündemi olan Hayim Nahum planının yürütülmesi bu açıdan çok önemlidir. Bu plana göre Türkiye halkı; dininden uzaklaştırılacak, yoksul ve işsiz bırakılacak, borca esir edilecek, bölünecek, bölünen parçalar birbiriyle savaştırılacak ve böylece yumuşak lokma haline getirilerek İsrail’in boğazına atılacaktır.

BİP sınırları içinde yer alan Suriye ve Irak için de aynı planı uyguladılar ve kısmen başarılı oldular. Şimdi Türkiye üzerinde Hayim Nahum planı ne şekilde uygulanmaktadır ?  denilirse, şöyle geriye dönüp bir bakalım, bir asırdan beri yaşadığımız, izahı mümkün olmayan tüm olayların başka ne sebebi olabilirdi ki? Seçim döneminde sıkça gündeme gelen göçmen meselesinin BİP’le doğrudan bir alakası var mıdır? Sayıları resmi rakamlara göre 6 milyon, gayrı resmi iddialara göre 10 milyonu bulan bu kadar insanın Türkiye’de ne işi olabilir? Gidecekleri Türkiye’den başka hiçbir yer yok mudur? Avrupa Birliği mülteciler için niçin Türkiye’ye para ödemeye devam ediyor? Suriye, Irak, Afganistan ve Libya’da iç barışın sağlanması için niçin ciddi adımlar atılmıyor? Bu ülkeler yanında Pakistan, Mısır, Tunus, Cezayir, Sudan ve Somali’de iç karışıklıklar neden bir türlü durulmuyor? İslam âleminin neden bir türlü başı beladan kurtulmuyor? Bu şekilde kurtulması da mümkün müdür? Asla değildir.

Sonuç olarak, İslam âlemi yıllardan beri kendisine dayatılan zalim ve tağuti rejimlere önce bir “la- hayır” demelidir. Beşeri ideolojiler ve sultalar Müslüman halkları hep bölerek zayıflatmış ve aciz düşürerek yönetmişlerdir. Bu nedenle ırk, mezhep ve fırka taassubu terk edilerek Müslümanlar tevhid ölçüsünde ittihatlarını gerçekleştirmelidirler. Yüce Rabbimizin Ali İmran suresi 103.ayette buyurduğu: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın…”  emrine itaat ederek Kur’an’ın hakemliğinde bir araya geleceğiz ve Resulullah (S.A.V.)’in izinden gideceğiz. “Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol… / Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.” (M.Akif) Rabbim hepimizi bu yolda sabit kılsın. Âmin.

 

 

BOZULAN DENGELER, KARARAN GELECEKLER

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin