HABİB KARAÇORLU

YÜKSEK ENFLASYONDAN AHLAKSIZLIĞA

Son yılların önemli bir gündem maddesi olan ve halkımızın sürekli şikâyetçi olduğu enflasyon veya hayat pahalılığı hiçbir sınır tanımadan artarak devam ediyor. “Fahiş fiyat” diye de adlandırılan piyasalardaki anormal rakamlar akıllara durgunluk verecek derecelere tırmanmış durumda. Geçen hafta Ankara’ya seyahat ettiğimiz uçakta 250 ml’lik bir adet pet şişe suyunun 40 TL’den satıldığına şahit olunca meselenin nereye kadar tırmandığını hayretle öğrenmiş olduk. Marketlerde bir, iki liradan satılan bir yudumluk su yerden göğe yükselince fiyatı kırk katına çıkıyordu. Bu fiyatı belirleyenler acaba hangi kriterleri esas alarak böyle akla ziyan bir rakama ulamışlardı? Türk lirası bu kadar da mı değersiz bir para birimi olmuştu ki, en büyük banknotuna bir sandviç bile satın alınamıyordu. Çünkü uçakta iki lokmalık sandviçin tanesi 250 TL ‘den satılıyordu. Devlete ait bir işletmenin bu şekilde vatandaşa kötü örnek olduğunu hatırlatmak isteriz. Bunun adına fırsatçılık denir ki, bu da geçen hafta bu köşede konu ettiğimiz “Yahudileşme” zihniyetinin bir sonucudur. Su ve yiyecek gibi hayati temel ihtiyaçlarda dinimiz fahiş fiyatı haram kılmıştır.

“Fahiş fiyat” artık devletimizin de gündeminde ilk sıralarda bulunuyor. Devlet büyüklerimiz fahiş fiyatlarla mücadele edileceğini ve gerekirse bu konuyla ilgili yasa çıkarılacağını ifade ediyorlar. Kırmızı et fiyatlarının uzaya doğru hızla yükseldiği bu aylarda beyaz etle yetinmeye çalışan vatandaşlar artan tavuk eti fiyatları karşısında şaşkına dönmüş durumdalar. İç piyasalarda fiyat istikrarı oluşturmak için ihracatına kısıtlama getirilen tavuk eti de kırmızı etin peşine takılarak yükselmeye devam ediyor. Birileri bir şeyler yaparak küresel şeytani düzene hizmet edebilirler. Ancak her gün artan fiyatlar karşısında ne yapacağını şaşırmış durumda olan kasap arkadaşımız bana soruyor: “ Bütün bu tezgâhlar dönerken devletin kurumları nerede?”

Ulusal televizyon kanalının birinde feraset sahibi bir sunucu çok güzel bir tesbitte bulunmuş: “Enflasyon beraberinde ahlaksızlığı da getiriyor” diye. İnsanların günlük maişet ve geçimleriyle ilgili dengeler bozulup taşlar yerinden oynatıldıktan sonra toplumsal tüm konularda tefessüh de beraberinde geliyor. Yoksulluk, cehaletle beraber tüm olumsuzluk ve kötülüklere davetiye çıkaran iki ana kaynaktan biridir. Bu nedenledir ki Yüce dinimizin beş temel esasından biri de zekâttır ve Kerim Kitabımızda otuz civarında yerde namazla birlikte zikredilir. Mü’minlerin vasıfları sıralanırken “….onlar ki namazlarını kılarlar ve zekatlarını verirler…” ibaresi önemine binaen defalarca tekrar edilmiştir. Toplumda düzenin, birlik ve beraberliğin, saygı ve sevginin, güven ve huzurun oluşması için maddi dengelerin kurulması şarttır. Gelir dağılımında uçurumların olduğu bir toplumda bunların varlığını sürdürmesi mümkün değildir.

Enflasyonun ana nedeni olarak her zaman faizden söz edilir. “Faiz sebep enflasyon sonuç” gerçeğinden hareketle üç, dört yıl önce düşürülmeye çalışılan faiz oranları çok kırılgan bir ekonomik yapıya sahip olan ve ihracat ve ithalat arasındaki dengesizlik nedeniyle de yıllık cari açığı 80-100 milyar dolar civarında olan ülkemize çok pahalıya patladı. Düşürülen faiz oranları nedeniyle dövize kaçan paralar bir anda döviz kurlarını hızla tırmandırdı ve domino etkisiyle de tüm sektörlerde fiyatlar hızla yükselmeye başladı. Özellikle gıda fiyatlarında ve kira ücretlerindeki fahiş rakamlar dar ve sabit gelirli vatandaşları çok zor durumlara soktu.

Döviz kurlarının aşırı yükselişi ve enflasyonu tetiklemesiyle bozulan piyasaları yeniden rayına koymak için ekonomistler “Kur Korumalı Mevduat” (KKM) diye daha önce “Dövize Çevrilebilir Mevduat” (DÇM) adıyla uygulanan rantçıların “ballı börek” dedikleri uygulamayı devreye soktular. 1980’li yıllarda uygulanan DÇM devlet hazinesine çok pahalıya patladı ve bundan kurtulmak için çok çaba sarf edildi. Şimdi de KKM’den kurtuluş yolları aranıyor. Çünkü Merkez Bankası bu uygulama nedeniyle 818,2 milyar TL’lik bir zarar açıkladı. Faiz ve döviz kıskacında kıvranan Türkiye ekonomisi bugün bu kıskaçtan kurtulmak için çıkış yolları arıyor. İlk üç aylık dış ticaret açığının 20 milyar dolar olması, şu ana kadar uygulanan ekonomik programların pek bir işe yaramadığını gösteriyor. Vadesi gelmiş dış borçlar nedeniyle döviz baskı altında tutulmaya devam ediyor. Ancak bu durum ne zaman kadar sürdürülebilir, ilerisi meçhul.

TÜRK-İŞ, Nisan ayında dört kişilik bir ailenin açlık sınırını 17 bin 725 TL olarak açıkladı. Böylece yılbaşında 17 bin 2 TL olan asgari ücret açlık sınırının altında kalmış oldu. TÜRK-İŞ’in hesaplamalarına göre yoksulluk sınırı ise 57 bin 736 TL’ye yükselmiş oldu. Bu durumda ülkemiz nüfusunun çok önemli bir bölümünün yoksulluk çektiği anlaşılmaktadır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi yoksulluk birçok olumsuzluk ve kötülüğü de beraberinde getirmektedir. Hırsızlık başta olmak üzere mala karşı işlenen suçlarda son yıllarda büyük bir artışın olduğu görülmektedir. İşsizlik rakamları her ne kadar düşüyor gibi gösterilse de gerçek işsizlik oranı açıklananın iki katına yakındır. Çünkü kendi alanı veya mesleği dışında zorunluluktan dolayı marjinal işlerde çalışan milyonlarca gencimiz bulunmaktadır. Atanamayan öğretmenlerin sayısı bir rivayete göre bir milyonu geçmiştir.

Faiz, enflasyon, işsizlik, zararlı alışkanlıklar, kumar, fuhuş, adi suçlar, boşanmalar, ailevi sorunlar ve sosyal patlamalar birbirine paralel şekilde ilerlemeye devam ediyor. Evlilik yaşı çoktan gelip geçmekte olan gençlerimiz bütün bu olumsuzlukların kurbanı olarak gelecek endişesi içinde dertlerine çare arıyor. Bu ülke nasıl bu hale geldi? Dönüp geriye doğru bakarsak cevabını bulabiliriz.

28 Şubat 1997 post modern darbesi ülkemizin gidişatı konusunda önemli bir kırılma noktasıdır.  28 Şubatçıların, yani ülkenin kaymağını yiyip bu ülkenin halkına köle olarak bakanların hedefinde Türkiye’de yükselen İslami siyaset ve hareketler vardı. İslam yükseldikçe onların hareket alanı daralıyordu ve bunun önüne geçmeleri gerekiyordu. Dış mihrakların desteği ile mevcut hükümet düşürüldü ve başbakanı yasaklı hale getirildi. Oynanan oyunların farkında olmayan kitleler bugün hala daha uyanmış değillerdir. TV kanalları ve sosyal medyayla her gün narkozlaşan bir toplumda yaşıyoruz maalesef. Bu durum ne kadar devam eder, nerede durur, kestirmek çok zor. Türkiye’nin katil İsrail’e ihracatını normal karşılayan siyasilerimiz ve din âlimlerimiz de oldu. Ancak Perşembe günü gece yapılan açıklamayla İsrail’le yapılan tüm ticaret durduruldu. Demek ki, karşı çıkanlar haklıymış ve işin doğrusu yapılmak zorunda kalındı. Siyonist katillere yaptırım uygulanmazsa katliamlarına devam edeceği iyice anlaşılmış oldu. İnşallah bu İslam âlemi başta olmak üzere tüm dünyaya örnek olur.

Rabbimiz yolundan sapmış olan herkese hidayet nasip eylesin. İns ve cin şeytanların şerrinden muhafaza eylesin. Amin.

 

YÜKSEK ENFLASYONDAN AHLAKSIZLIĞA

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin