NEVZAT ÜLGER

HARPUT SOSYAL HAYATIN İÇİNE ALINMALIDIR

Dünya tarihi açısından da Türk tarihi açısından da en dikkate değer konulardan birinin önce Selçuklu devletinin sonra Osmanlı devletinin Anadolu’ya rahatlıkla yerleşerek nasıl çabucak devlet haline gelebildikleri sorusudur.

Acaba önce bir demografik yapı değişikliği sağlanıp ardından Abdalan-ı Rumların, Bacıyan-ı Rumların, Gaziyan-ı Rumların ve   Ahiyan-ı Rumların irfan geleneği içerisindeki çalışmaları sonuca götürüyordu desek mübalağa olur mu?

Büyük Selçuklu Sultanı Alpaslan 1071’de Malazgirt zaferini böyle bir yapılanmadan elli yıl sonra gerçekleştirmiştir zaten. Çünkü Anadolu’ya asıl göç Moğolların acımasız ve yıkıcı istilasından sonra Orta-Asya’dan ve Azerbaycan’dan 1220’lerden sonra olmuştur. Bu göç öyle sıradan bir yer değiştirme şeklinde olmayıp, “Kavimler Göçü” şeklinde olmuştur. Şu anda 600.000 insanın yaşadığı Elazığ şehrinin de bu göçlerle ve Malazgirt zaferiyle yakın bir ilgisi vardır.

Elazığ şehir merkezinin geçmişi 1834 yılından başlar. Ancak Harput ve çevresinin tarihi M.Ö. 2500 yılına kadar gider. Bununla ilgili dökümanlar son Harput kalesi kazılarında, Altunova’daki Norşuntepe’de ve İzolu’da bulunan yazılı belgelerde mevcuttur. Harput, Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden biridir. Şehir kültürü ileri olan bir merkezdir.

1071 tarihi, Anadolu için bir milattır. Anadolu, Malazgirt Savaşından sonra kapılarını Müslümanlara açmıştır. Keza bu tarihe kadar önemli bir kale durumundaki Harput, 1085 yılında Çubuk Bey tarafından fethedilmiş, bu tarihten sonra kendi medeniyet kodlarına göre şehirleşerek önemli bir merkez haline gelmeye başlamıştır. Çubuk Bey ve Behramoğlu Belek, 11. ve 12. yüzyılın sembol isimleridir. Bu tarihten itibaren Selçuklular, İlhanlılar, Dulkadiroğulları, Karakoyunlular ve Akkoyunlular 1516 yılına kadar Harput’un egemenleri olmuşlardır. 1516 yılından sonra ise Memluklardan alınan Harput, bugüne kadar hep Türkiye’nin elinde kalmıştır.

Harput için sonun başlangıcı, Elazığ için şehirleşmenin başlangıcı 1834 yılıdır. Bölgede baş gösteren “eşkıyalık” hareketlerini bastırmak ve devlet otoritesini bu bölgede tekrar görünür kılmak için Reşit Mehmet Paşa, Divriği’den Siverek’e kadar olan bölgeye “Vali” olarak tayin edilir ve bölgede ikametgâh yerini seçmekte de yetkili kılınır. Reşit Mehmet Paşa, parasal yönden bölgenin önemli mutasarrıflıkları olan Bakır Madeni (Maden) ile Gümüş Madeni (Keban) dikkate alarak kendisine merkez olarak Harput’u seçer. Alınan tedbirlerle bölgede kısa sürede eşkıyalık hareketleri önlenir ve bölgeye tekrar güven ve huzur gelir. Ancak Paşa için her gün Harput’a hayvanla çıkıp inmek yorucu geldiğinden, Harput eşrafının da telkinleri ile Mezre’ye  ( Mezre-Mezra bugünkü Elazığ’ın eski adıdır) yerleşmeye karar verir. Yer olarak, bugünkü Aksaray (Yığınki) mahallesinin o tarihte “Agavat Mezrası” denilen kısmını “Muzafferiye Mahallesi” ismiyle ikametgâh mahalli olarak seçer. Harput’taki vilayet kalemi de buraya taşınınca  Mezra artık şenlenmeye başlar. Yığınki’ye sonraları “Aksaray” denilmesi, zannederim Paşa’nın burada oturduğu beyaz konağa atfendir.  Ahmet Aksın’ın tespitleriyle bu konak 1858 yılında çıkan bir yangında yok olmuştur. Onun yerine o zamanki adıyla Çatal Mezra olan bu günkü Saray Camii’nin yerine Vali İzzet Paşa tarafından yeni hükümet konağı yaptırılır. Bu konak da  yangın felâketine maruz kaldığından 1894-95 yılında bugünkü İzzetpaşa Camii’nin karşısındaki Hükümet Konağı yaptırılmıştır. 1834 yılından sonra bu bölge artık otuz yıl (belki yüz yıl) “Mezre-Mezra” olarak anılacaktır. Hatta 1960’lı yıllarda Sürsürü, Kesrik, Hırhırik, Harput gibi yakın yerlerde oturanlar Elazığ şehir merkezine yaya olarak gidecekleri zaman “Mezire’ye veya Mezre’ye gidiyorum” diyorlardı. İşte Mezre’nin doğuşundan itibaren Harput gibi tarihî bir şehir, bu tarihten itibaren halkın dilinde artık bazen Harput, bazen de Yukarışehir olarak anılmaya başlayacaktır.

Şehrin ismi 1866 yılında Vilayet Meclisinin teklifi ve padişahın onayı ile 13 Ocak 1867 tarihinden itibaren Mamuret-ül Aziz olarak teklif edilmiştir. Bu şehir, ülkede bir padişah ismi ile anılan tek şehir olmuştur. Söyleniş zorluğu nedeniyle şehrin ismi 1871 tarihinden itibaren de Elaziz’e dönüştürülmüştür.

1937 yılında Atatürk tarafından şehrin ismi Elazık olarak yeniden değiştirilmiş; ancak yine söyleniş zorluğu nedeniyle bilahare Elazığ’a dönüştürülmüştür.

Şehirleri yaşatan unsurların önemli bir kısmı da âlimler ve manevî önderlerdir. Model insanı bol olan şehirler kendilerini yozlaşmaya karşı korurlar. Hâlen Elazığ’ın bir mahallesi konumunda olan bu antik yerleşim merkezi Harput’un, birçok konuda farklı özellikleri olmakla birlikte,  oldukça zengin ve dikkat çekici âlimleri ve  manevî önderleri vardır.

Bugün yeterince önem verilmemesine rağmen Harput adeta bu vefasızlığa meydan okurcasına kimliğini muhafaza etmeye çalışıyor. Etkili ve yetkili kişi ve kuruluşlar Harput’u tüketim konusu olmaktan çıkararak, aslına uygun, gezilebilir ve yaşanabilir bir hale getirmelidirler.

Harput “Mezar Ekonomisi”nin bir aracı haline getirilmesin lütfen. Bunun için mevzuat dahilinde iskana açılmalıdır.

HARPUT SOSYAL HAYATIN İÇİNE ALINMALIDIR

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin