NEVZAT ÜLGER

SANATÇI-POLİTİKACI İLİŞKİSİ

Uzun boylu kendisinden bahsettiren politikacı da, sanatçı da az bulunur aslında.  Bu nedret yasasının bir gereğidir. Geçmişte iz bırakan politikacılardan bahsedilince toplumun büyük bir bölümü tanır onları ancak,  meşhur da olsa, iz de bıraksa sanatçıyı tanıyanlar daha çok sanata ilgi duyanlar ile biraz da okur-yazar olanlardır. (Buradaki okur-yazar kavramını okullu manasına kullanmadığımı belirtmek isterim.)

Bununla birlikte sanatın hangi dalında meşhur olursa olsun politikada muvaffak olmuş sanatçı azdır. Konunun izahı bakımından örneklendirilelim:

Necip Fazıl sanatta “üstat” olmuş biridir ama politikada tutunamamıştır.

Sezai Karakoç sanatta önemli bir köşe taşıdır lakin politikada isimsizdir.

Yahya Kemal edebiyatta bir zirvedir ama politikada muvaffak olamamıştır.

Mehmet Akif Ersoy, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Faruk Nafiz Çamlıbel, Erdem Bayazıt, Osman Yüksel Serdengeçti ve birçok önemli sanatkâr TBMM’de bir kısmı bir dönem bir kısmı daha fazla milletvekili olarak bulunmuşsa da sanat dalında sağladıkları başarının yarısını bile politikada sağlayamamışlardır.

Nazım Hikmet ününü daha çok ideolojisinden almıştır. Nazım Hikmet ismi politikacılık ve sanatkârlıktan önce onun “beni Stalin yarattı” dediği ideolojisini akla getirir.

Halide Edip Adıvar, Adnan Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refi Cevat Ulunay, Refik Halit Karay gibi birçok isim 1925–1939 yıllarını, ama şöyle ama böyle yurtdışında geçirmeye mecbur edilmiş sanatçı-politikacılardır.

Bu gelişmeler ve sonuçlar politikanın zorluğundan mı gelmektedir yoksa sanatçının ruh dünyası ile mi alakalıdır diye bir soru hala askıda beklemektedir.

Sanatkâr hangi sanatla uğraşıyorsa sanatını iyinin üzerinde yaptığı sürece, sahasında birinci sınıfa mensup olur ve anılır. İyi şiir yazmak, iyi hikâye ve roman yazmak, iyi tahlil yapmak, iyi münekkit olmak toplumda size “sanatkâr” belki “iyi sanatkâr” unvanı kazandırabilir.

Ancak politikacının iki hamlesi vardır: Nasıl olursa olsun devamlı ayakta kalmak (Rodeocu-makyevelist) ya da fevkalade başarılı olup iz bırakmak (kararlı ve idealist). Uzun süre ayakta kalan politikacının iz bırakma ihtimali var gibi düşünülebilir ama son doksan yılda yaşananlar öyle demiyor bize. İz bırakmak için toplumun önemli bir ya da birkaç sorununu çözmek gerekir en azından.

Sanatçı adı altında, yaşadığı sürece isminden az da olsa bahsedilen ama ölümünden sonra unutulan sanatla uğraşan çok insan olduğu gibi, aktif politikanın dışına çıkınca hatta çıkmadan kısa sürede unutulan politikacı da çoktur.

Politikacı, hayatın her alanına el atmış ve hayatı yönlendirmek gibi bir işlevinin olduğuna inanır. Sanatçı ise, söyledikleri yalnız kendisini bağlayan ve özgür olduğuna inanan kimsedir.

Politikacılar yaptıkları veya yapacakları işleri topluma anlatmak ve onları inandırmak için sanatçıları kucaklarken, sanatçı da toplumda yükselmek ve mesleğinin “sultanı” olabilmek için politikacılara katlanır.

Toplum mühendislerinin huzur veren nefesleri sanatçılardır kuşkusuz.

Politikanın da, sanatın da toplum için sorumlulukları vardır. Sanatçı vahye dayalı bilgileri kendi sanatı ve sistematiği içerisinde topluma sunabiliyorsa bundan politikacı da, toplum da, kendisi de huzur ve mutluluk duyar. Sanatçı, maddeci bir dünyaya “Kaldırımlar” şairi gibi seslenmelidir:

“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

Haykırsam kollarımı makas gibi açarak” (N. F. Kısakürek)

Sonuçta; her insan her işe soyunmamalı, en iyi yapacağı işi yapmalıdır. Kişi en iyi neyi yapacağını, neyi yapamayacağını en iyi kendisi bilir.

Değil midir ki, haddini bilmek gibi irfan olmaz.

SANATÇI-POLİTİKACI İLİŞKİSİ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin