NEVZAT ÜLGER

TARİKAT VE DİKKATLER

Tarikatlar 12. Ve 13. asrın ürünleridir. Sadece Nakşilik 15.asırda şekillenmiştir. Önceleri bireysel sufilik ve mescitlerde oturarak sohbetler var. Hasan-ı Basri, Cüneydi Bağdadi gibi.

İslam aleminin fikir dünyasında yüzlerce meşrep var.

Sahih bir düşünce için bazı ölçülerin olması şarttır. Bunlardan bir kaçını sayabiliriz. Elbette konu üzerinde daha derinlikli bilgiye sahip olanlar, çok daha önemli ilkeleri sıralayabilirler.

Kişi, dünyadaki bütün ibadetleri yapsa da, Allah’ı hakkıyla bilip O’ndan sakınmadıkça maksada ulaşamaz. Bütün yaratılmışlar Allah ile bilinir.

Kul üzerinde vacip olan ilk şey Allah’ı tanımaktır. Işığı bilmek için güneşi bilmek gerekir.

Hidayet ve başarıya ulaştıran Allah’tır. “Hidayet ve yardım edici olarak Rabbin sana yeter.” (Furkan 31)

İyilik ve takvada yardımlaşmak söz konusu ise insanlarla beraber olmak gerekir. Kötülük ve günahta yardımlaşmak zorunluluğu ve tehlikesi var ise halvet hayatı daha uygundur.

Miskinliğe ve tembelliğe sürükleyen zühd kadar, hırs ve ihtirasa sevkeden rağbet de uygun değildir. İbni Teymiye, İhya’da anlatılan zühd anlayışını aşırı bulur.

Zikir Müslümanın temel ibadetlerindendir. Zikrin de en faziletlisi “La İlahe İllallah’tır.

Velilikte ölçü iman ve takvadır, bunun da tek yolu Allah ve resulüne uymaktır. Gavs, kutup, kutbu’l aktab gibi isimler kitap ve sünnette yoktur.

Keramet, iman ve takvanın sonucu olarak Allah’ın veli kullarına bir lütfudur. Bu Resulullah’a uymanın bereketinden doğar. Bu hal de; namaz kılmanın, kuran okumanın, zikir yapmanın, gece namaza kalkmanın sonucu meydana gelir. Zaten hedef de yakin hâsıl etmektir.

Fena hali, sadece Allah’ı sevmek, O’ndan korkmak, O’na tevekkül etmek, O’nun için sevmek ve O’nun için buğz etmek, O’nun için vermek, O’nun için vermemektir. Gerçek tevhid de budur.

Allah’ın kitabına, Resulünün sünnetine ve sahabenin durumuna uygun olan doğrudur.

Tasavvufi düşünceye peşin fikir veya teslimiyetçi bir tavırla değil, iyi niyetle ve seçmeci bir akışla bakmak gerekir.

Hakk haktır, insan da insandır. Kul kuldur, Allah da Allah’tır.

Her yeni faydalı değildir. Eskiye kayıtsız şartsız bağlanmak da akıllıca değildir.

Müesseseler gibi düşünceler de tenkitlerle gelişir ve olgunlaşır. Müslümanlar arasında ortaya çıkan meşrepler de birbirlerine açık ve samimi olmalı, tekfir ve benzeri davranışlardan şiddetle kaçınmalıdır.

Kelamcı ilimsiz söz söyleme, mutasavvıf ilimsiz amel etme hastalığından hemen kurtulmalıdır. Kelamcı ameli, mutasavvıf kelamı ihmal etmemelidir. İslam ilim ile ameli birleştiriyor.

Hakikati söylemek esastır. Hata yapmak da insan içindir. Hakikatler, gerçekler inançlara tabidir.

Konuyu sahih bir hadisle sonlandıralım.

“Ey Fatıma, seni hiçbir şekilde Allah’ın azabından kurtaramam. Ey peygamberin halası Safiye, sana Allah’ın azabına karşı hiçbir faydam olmaz. Ey peygamberin amcası Abbas, senin için Allah’a karşı hiçbir şey yapamam. Ama kendi malımdan dilediğinizi benden isteyin.”

Bunun dışında iddiası olanlar, kendilerini peygamberden daha üstün görmüyorlar mı acaba?

“Hesap günü nedir bilir misin?  O gün, hiç kimsenin kimseye faydası olmayacak. O gün emir (yalnız) Allah’ındır. Hiç kimsenin kimseye fayda vermeyeceği o günden korkun.” (Bakara 48)

 

TARİKAT VE DİKKATLER

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin