BEŞİR İSLAMOĞLU

İNSANLARA EZİYET ETMEKLE CENNET KAZANILMAZ

Kur’an’ın tebyin ettiği dinin maksat ve misyonu, sorun üretmek değil, öğüt verip sorunları çözmektir. Yani insanları karanlıklardan aydınlığa çıkartmak, barış ve huzur ortamı sağlamaktır. Kur’an’ın bu misyonunu dikkate almayanlar, Kur’an’ı anladığını söyleyemezler.

Din, sadece ahirette cennet vaat etmez; aynı zamanda yaşadığımız dünyada da bir nevi cennet (barış, huzur ve esenlik) vaat eder. Dünyamızın cennete dönüşmesi için, dinin doğru anlaşılması ve mesajlarına uyulması gerekir. Özellikle dinin bir baskı unsuru olarak kullanılmaması ve din üzerinden kavgaya gidilmemesi gerekir.

Bilinmelidir ki insanlara baskı yapmakla, cehennemi yaşatmakla cennet kazanılmaz. İnsanlar kendileri gibi düşünmüyorlar veya inanmıyorlar diye hayat kendilerine zehir edilemez. İnsanlar, özgür iradeleriyle tercihlerini yapma hakkına sahiptirler. “Dileyen inanır, dileyen inkar eder” temel ilkesi, hayata hakim olmalıdır.

Son yıllarda dinden uzaklaşmanın temel nedeni, din gücünü elinde tutanların, dini ana kaynaktan değil, tarihin hikaye ve yorumlarından öğrenip topluma aktarmış olmalarıdır. Bu hikaye ve yorumlarda vahiy ve akıl neredeyse bütünüyle devre dışı bırakılmıştır. Her türlü bilginin paylaşıldığı bu dijital ortamda (bu yüz yılda) gençlerden akıl ve mantık dışı hikayelere uymalarını beklemek saflık olur. Her türlü bilgiye ulaşımı sağlayan akıllı telefonlara sahip olan insanları, geçmişin argümanlarıyla ikna etmek mümkün değildir.

Maalesef, Müslüman coğrafyada sorunların dinden kaynaklandığına inanan önemli bir kitle vardır. Doğrudur, ancak bu din, Kur’an’ın beyan ettiği din değil, geçmiş toplumlardan süregelen din anlayışıdır. Düşünün! Harici zihniyetli İşid ve benzer fraksiyonların sahip olduğu din, Kur’an’ın beyan ettiği din olabilir mi? Bu gibi din ve inanışlar, insanların hayatlarını cehenneme çevirmektedir.

İslam; selam, esenlik, barış ve huzur demektir. Her türlü teröre, azgınlığa, zorbalığa, ifsada, fahşaya, baskıya, zulme, nifaka karşıdır. İster inkarcılar, ister inandığını iddia edenler olsun, hiç kimse inancını başkalarına dayatamaz ve kendileri gibi inanmalarını bekleyemez; ancak maalesef Müslüman olduğunu kabul edenlerin dünyasında din baskı unsuru olarak kullanılmaktadır. Din üzerinden insanlara maddi-manevi işkenceler yapılmaktadır.

Yüzyıllar önce, insanları hizaya getirmek için verilen insanlık dışı fetvaların benzerleri (mesela, namaz kılmayanların öldürülmesi veya hapsedilmesi) maalesef 21. Yüz yılda farklı tonlarda devam etmektedir. Günümüzde düşünce ve inandığını ifade etme özgürlüğünün önünde hiçbir engelin olmaması gerekirken, maalesef halen Kur’an’ı meallendirenler töhmet altında tutulmakta, mahkeme kararıyla mealleri toplatırılmakta ve kimi kitap ve dergilere yasak getirtmektedir.

Diğer taraftan, “daha iyi Müslüman görünmek ve daha çok sevap kazanmak” adı altında insanlara yapılan eziyetler vardır. Mesela, ezan okununca hoparlörün sesini sonuna kadar açarak günde beş kez camiye yakın oturan evlerin sakinlerini rahatsız etmek, Cuma namazlarında “iç ezan” adı altında dakikalarca ezanı ses yarışması modunda okuyarak insanları bekletmek, 20 dakikalık namazı bir saate çıkartmak, hacca giden insanları gereksiz uygulamalara tabi tutmak gibi pek çok uygulama insanlara eziyetten başka bir şey değildir.

Özetle; din, insanlara inanmama ve günah işleme özgürlüğü tanıttığı halde, kimi insanların, kendi din anlayışlarını topluma dayatıp eziyet etmeleri kabul edilemez. Kulları hakkında hükmünü ancak Allah verir. İnsanlara düşen vazife, Kur’an’ın mesajlarını yaşayarak tebliğ etmektir. İnsanların dünyasını cehenneme çevirmekle, cennetin elde edilemeyeceğini unutmamak gerekir.

“Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırlardı. O halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın?” (10/99)

Selam ve muhabbetlerimle…

İNSANLARA EZİYET ETMEKLE CENNET KAZANILMAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin