HABİB KARAÇORLU

BU GÜNLERE NASIL GELDİK?-2

Ülkemizin seçim atmosferine girdiği bu günlerde halkın gündemiyle medyanın ve siyasilerin gündemi maalesef yine örtüşmüyor. Yaklaşık beş yıldan beri yoğun şekilde yaşanan ekonomik sorunların yanında 6 Şubat depremlerinin yol açtığı devasa sorunlar ortada dururken tüm dikkatlerin bazı medya organlarınca seçimlere odaklanmaya çalışıldığı görülmektedir. Bu tür medya organlarının bu denli halkın sorunlarına karşı sorumsuz ve vurdumduymaz olmaları eskiden beri gelen kötü bir alışkanlıktır. Daima güçten yana olan ve konjonktüre göre renk değiştiren bu tür medya organlarının halkın temel sorunlarından uzak bir şekilde siyasete yoğunlaşması aslında onların gerçek niyet ve karakterlerini ortaya koymaktadır. Medyanın etkisi altında onun desteğini alarak seçim kazanacağını zanneden bazı siyasilerin bizzat medya tarafından yönlendirildiğine de maalesef tanık olmaktayız. Halkın bilgi eksikliğini istismar ederek toplum mühendisliği yapmaya çalışanlar çoğu zaman toplumu yanlış yönlere sürüklemişlerdir.

Geçen haftaki yazımızda son çeyrek asırlık bir siyasi sürecin ilk yıllarının analizini yaparak toplum mühendisliğinin ana kaynaklarını anlatmaya çalışmıştık. 28 Şubat 1997 MGK toplantısıyla başlatılan süreçte MGK’daki askerler ve sivil toplumdaki uzantıları olan iddia sahipleri rejimin bir rot balans ayarına ihtiyacı olduğu yönünde görüş bildirmiş ve mevcut hükümete bir takım dayatmalarda bulunmuşlardı. Aslında olayın perde arkasındakilerinin asıl niyetleri ellerindeki gizli güç ve iktidarlarını sürdürmekti. Dış güçlerle daima paralel bir şekilde hareket eden sermaye, medya, politika ve bürokrasi çevreleri gerçek yüzlerini daima gizlemiş, halkı çeşitli gündemlerle oyalayıp saltanatlarını sürdürmüşlerdir. Saltanatları önünde engel gördüklerini de bir şekilde bertaraf etmesini becermişlerdir. Unutmak gibi bir özelliğe sahip olan halkımız da her defasında kendisine yapılan ihanetleri ve haksızlıkları kolayca unutmuş ve yine onlara kanmıştır. ANASOL-M hükümeti döneminde yaşanan 17 Ağustos 1999 depremi ve 2001 Şubat ekonomik krizi sonucunda gelinen sıkıntılı noktada İMF ve Kemal Derviş politikalarıyla yeni bir döneme giren ülke ekonomisi bir türlü arzu edilen noktaya ulaşarak problemleri çözememiştir. IMF’nin belirlediği “Sürdürülebilir Borçlanma Modeli” ile özelleştirmeye ağırlık verilmesi öngörülmüş, ülke ekonomisi küresel ekonominin bir parçası haline getirilmek istenmiştir. Bülent Ecevit başbakanlığındaki hükümet IMF politikaları ile halkın beklentileri arasında sıkışıp kalmış, küresel ekonominin kendisinden beklediği performansı gösterememiştir. Bu atmosferde iktidarın ikinci büyük ortağı MHP’nin talebiyle ülke erken genel seçime götürülmüştür.

Refahyol hükümetinin efsane başbakanı Necmettin Erbakan’ın Refah partisinin kapatılmasının ardından kurdurduğu Fazilet Partisi de Anayasa Mahkemesi tarafından 2001 yılında kapatılınca yeni kurdurduğu Saadet Partisine katılmayan Abdullah Gül liderliğindeki bazı mensupları cezaevinden çıkan eski İstanbul İBB başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılmasıyla Ak Parti’yi kurmuşlardı.  3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan’ın genel başkanlığındaki AK Parti % 34,3 oyla 550 üyeli meclisin % 66’sı olan 363 milletvekilliğini kazanmış,  yüzde onluk ülke barajını sadece iki parti geçmiş ve seçimde ikinci olan CHP de % 19,4 oyla 177 milletvekilliği elde etmişti. Böylece seçimde diğer partilere verilen % 45 oranındaki oylar baraja takılarak meclis dışında kalmıştı. Seçimden zaferle çıkmasına rağmen Erdoğan’ın siyasi yasağı nedeniyle milletvekili seçilememesinden dolayı hükümeti kurma görevi Abdullah Gül’e verilmiş ve 18 Kasım 2002’de 1.Ak Parti hükümeti iş başına gelmişti. Ancak bütün bunların ardından çok ilginç bir gelişme daha yaşandı.  Adalet ve Kalkınma Partisi, Siirt’in Pervari ilçesine bağlı Doğanköy’de sandık kurullarının oluşturulmaması ve bir sandığın kırılması nedeniyle Siirt’teki seçimlerin iptali için Yüksek Seçim Kurulu’na başvurdu. Başvuruyu haklı bulan YSK 2 Aralık 2002 tarihinde, Siirt’teki seçim sonuçları iptal ederek bu seçim çevresindeki seçimlerin yenilenmesine karar verdi. İptal kararıyla, 3 Kasım’daki seçimde Siirt’ten milletvekili seçilen, AK Parti’den Mervan Gül, CHP’den Ekrem Bilek ile bağımsız Fadıl Akgündüz’ün üyelikleri düştü. Siirt’te yapılacak ara seçim öncesinde Deniz Baykal liderliğindeki CHP’nin desteğiyle yapılan anayasa değişikliğiyle Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin önündeki engel kaldırdı. Erdoğan’ın Siirt’ten milletvekili adayı olduğu 9 Mart 2003’te yenilenen ve yalnızca 4 partinin katıldığı seçimler sonucunda Adalet ve Kalkınma Partisi 3 milletvekilliğini de kazandı ve böylece Başbakan Abdullah Gül istifa ederek yerini Recep Tayyip Erdoğan’a bıraktı.

Erdoğan’ın başbakanlığındaki hükümet Kemal Derviş tarafından ortaya konulan ekonomik politikaları devam ettirerek özelleştirmelere ve dış sermayeyi ülkeye çekmeye ağırlık verdi. Avrupa ülkeleriyle sıkı bir işbirliğine gidilerek Avrupa Birliği’ne tam üye olmak için ilk adım 29 Ekim 2004 tarihinde İtalya’nın başkenti Roma’da atıldı. 25 üye ülke ve üç aday ülke olmak üzere 28 ülkenin katıldığı toplantı Roma belediye sarayında Papa X. Innocente’nin heykeli altına yerleştirilen bir masada gerçekleştirildi. AB anayasasının ve nihai belgenin imzaladığı bu toplantıda atılan imzayla Türkiye yönünü tamamen Batıya çevirmiş oldu. Böylece Avrupa Birliği Türkiye’nin iç politikalarına doğrudan müdahale etme ve istediği konuları dayatma hakkını elde etmişti. Aslında bu üç yüzyıldan beri Avrupalılaşma yolunda yürüyen Türkiye’nin Tanzimat ve Islahat fermanlarıyla başlayıp Meşrutiyet ve Cumhuriyetle devam eden Batılılaşma sürecinin devamından başka bir şey değildi.

Konumuza önümüzde ki hafta devam etme dileğiyle Yüce Rabbimizden başta siyasilerimiz olmak üzere hepimize Hakkı Hak bilip ona tabi olmayı Batılı da batıl bilip ondan imtina etmeyi nasip etmesini niyaz ediyorum. Amin.

 

BU GÜNLERE NASIL GELDİK?-2

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin