NEVZAT ÜLGER

“MEHMET AKİF” ROMANI

Şair-yazar Ali Emre, Mehmet Akif’i doğumunun 150. yılında özel bir eserle/romanla anmayı tercih etmiş.  Romanın adı; “Mehmet Akif”. Ali Emre Bey’i hem tebrik ederiz, hem de hem teşekkür.

Romanda Mehmet Akif, yalnızca şair veya bürokrat olarak değil zor zamanlarda meydana atılan cesur ve fedakâr bir önder, memleketi kurtarmak ve bir nesil yetiştirmek için çırpınan bir rehber, eziyetlerden yakasını kurtaramayan gönüllü bir sürgün, merhametli bir talebe, acılar çeken bir baba olarak da çıkıyor okurun karşısına.

Vefatının üzerinden 87 yıl sonra hem şiirleri ve diğer eserleri hem de mücadelesi ve büyük acılarıyla yakın tarihimizde önemli bir yeri olan, çeşitli vesilelerle hâlâ tartışılan Mehmet Akif’i yeni romanla yâd ediyor Ali Emre ve toplum.

Mehmet Akif henüz yirmili yaşlarında iken bir toplantıda İslamcı bir konuşmacıyı dinler ve ondan çok etkilenir. İleride Eşref Edib’le çıkaracakları dergilerde bu zatın görüşlerini de tefrika edecek ve şiirlerinde onu ağırlayacaktır. Bir İslamcı olarak konuşmacı dört saati bulan konuşmasında beş hususa dikkat çeker:

Kur’ân ve Sünnet’e yeniden dönüş,

Bidat ve hurafelerden kurtulmak,

İçtihat kapısını açmak,

Emperyalist saldırganlarla mücadele etmek,

Her işte adalet ve hakkaniyete özen göstermek.

Kardeşkanı dökmeye yol açan saltanat rejimi ve istibdadın kötülüğüne dair hususlar, şûra ve istişarenin önemi.

Aslında temas edilen bu konular çağdaş İslâm düşüncesinin yüz elli yıldır tartıştığı ve ancak belli mesafeler kat edebildiği konulardır.

Gazeteci Eşref Edib’le karşılaşması şairin fikir dünyasını açmasına toplumla ve entelektüel camia ile buluşmasına vesile olacak, yayın dünyasına girişine vesile olacaktır.

1. Meşrutiyet’in sağladığı yayıncılık ortamında yakın arkadaşı Eşref Edib ve Ebü’lulâ Mardin’le birlikte 1908 yılında sonradan ismi “Sebilürreşad” olacak olan “Sırât-ı Mustakim” dergisini çıkarırlar ve Akif ’in şiirleri, yazıları ile dergideki diğer yazarların yazıları ülkenin dört bir tarafına ulaşır.

Derginin yazar kadrosu çok zengindir. Başta Mehmet Akif olmak üzere Ahmet Naim, İzmirli İsmail Hakkı, Manastırlı İsmail Hakkı ve diğerleri, düşünceyi desteklemek ve zenginleştirmek ile birlikte Millî Mücadele’de Anadolu ve gönül coğrafyasında etkili olması, manevi cepheleri güçlendirmesi bakımından da büyük bir görevi ifa etmiştir.

Osmanlı’nın son devrine ait tartışmalı uygulamalarından biri olan jurnal faaliyeti hala devam ettiğinden, şairi yurt dışına gitmeye mecbur ederler.  Emekli olmayı hak ettiği hâlde bir türlü maaşının bağlanmaması onun ve ailesinin maddi sıkıntılarını artırır. Mısır’a hicret etmesinde, peşine takılan istihbaratçıların ve bu durumun şairde yarattığı hüznün etkisi büyüktür. Akif Mısır’a göç eder. İlim ve kültür seviyemiz için Akif ’in idealize ettiği Asım’ın neslinin yetişmesine çalışır.

Sevdiği yakın dostu kendisi gibi mücadele adamı olan Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey ile Balkan savaşları sonrasında Trakya’nın geri alınmasında büyük emeği olan mütefekkir sadrazam Said Halim Paşa’nın (1864-1921)  Roma’da bir Ermeni tarafından şehit edilmesi İslâm şairini oldukça etkileyen olaylardır.

1936 yılına doğru sağlık problemleri artan Akif Türkiye’ye, İstanbul’a dönmeye karar verir. İstanbul’a gelişini dostları büyük bir sevinçle karşılasa da edebiyat camiası ve resmî yetkililer hiç tepki vermez.

27 Aralık 1936’da ruhunu Allah’a teslim etti.

O yalnız “büyük şair” değil; milli bir abidedir.

O, adeta bir toplum mistiği gibidir.

O, akıl adamı, ölçü adamı, denge adamı ve dava adamıdır.

O, şiiri tebliğ için, telkin için, düşünce için, toplumu iyiye götürmek için bir araç saymıştı.

Hülasa o bir mümindi.

“Mehmet Akif” romanı yakın tarihe ilgi duyanlar için önemli bir çalışmadır.

“MEHMET AKİF” ROMANI

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin